İstikâmet üzere olmak kerâmetten üstündür!
26/02/2026 Perşembe Köşe yazarı V.T
"Bize ve size lâzım olan; İslâmiyete
uymak ve büyüklerin yolu üzere istikâmette olmaktır."
Hazret-i Vahdet Hindistan'da yetişen evliyânın büyüklerinden
olup İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin üçüncü oğlu olan Muhammed Saîd Fârûkî'nin
beşinci oğludur. Adı Abdülehad’dır. 1635 (H.1045) senesinde Serhend'de doğdu,
1710 (H.1122) senesinde vefât etti. Amcası Muhammed Ma'sûm Fârûkî'nin
sohbetinde bulunarak zâhirî ilimlerde ve tasavvufta pek yüksek derecelere
kavuştu.
Sohbetleri sırasında talebelerine buyurdu ki: Bize ve size lâzım
olan; İslâmiyete uymak ve büyüklerin yolu üzere istikâmette olmaktır. Bu
istikâmete, kerâmetten üstün demişlerdir. Büyüklerden biri talebelerinden
birine, vazîfe verip gönderirken buyurdu ki: "İlahlık ve peygamberlik
dâvâsında bulunma!" Talebe; "Bundan Allah'a sığınırım" deyince,
o büyük zat buyurdu ki: "Ben ne istersem, o olsun demek ilahlık, beni
inkâr eden, kabul etmeyen kâfirdir demek, peygamberlik iddiâ etmektir."
Kardeşine yaptığı nasîhatte de buyurdu ki: "Ey can
kardeşim! Bu dünyâ amel yeridir. Karşılık yeri âhirettir. Ameli, işi bitirmeden
ücret, karşılık istemek yersizdir. İş yapma ve amel etme bittiği gün, yapılan
işin karşılığı ihsân olunacaktır."
Kötü ve zararlı kimselerle berâber bulunmanın mahzurları ile
şüphelilerden sakınmak hususunda da: "Zararlı kimselerin sohbetinden,
arkadaşlığından, şüpheli yiyeceklerden ve çeşitli şeyleri istemek arzularından
sakınınız. Bu üç kelimenin bildirdiği mânâları iyi düşününüz" buyurdu.
Talebelerinden birisi kendisi için nasîhat isteyince ona hitâben
buyurdu ki: "Azîzim, nasîhatimi can kulağı ile dinle! Allahü teâlâ hâzır
ve nâzırdır. Her işini görmekte, her yaptığını bilmektedir. O hâlde bilerek,
anlayarak söyle. Bilerek anlayarak dinle. Bilerek anlayarak iş yap. Bunu
bilerek dur. Bunu bilerek yürü. Kısaca bugün öyle ol ki, yarın mahcûb
olmayasın. Birkaç gece rahatsız ol da, sonsuz râhata kavuş. İyi ameli sonraya
bırakıp tehir edenler helâk oldular. Sen dersin ki, yarın yaparım. Ya yarına
kavuşamazsan! Yâhut kavuşur da, bu imkân, sıhhat, kuvvet ve rahatlığı
bulamazsan. O zaman çok pişmân olursun. İnsan kendi başına değildir ki,
istediğini yapsın, her bulduğunu alsın. Allahü teâlâ mahşer yerinde, herkese
amelini gösterecektir. Hareketlerinden, hareketsizliklerinden, yaptıklarından
ve söylediklerinden herkes hesap verecektir. İşin esâsını düşünmelidir.
Şefkatli bir ana gibi daha ne kadar kendi üzerine titreyeceksin. Ne zamâna
kadar, kıymetli cevherleri bırakıp, çocuklar gibi ceviz, kozalak peşine
koşacaksın."


