Kusûrları, günahları yüzüne vurulmayan iyi kimsedir!
16/03/2026 Pazartesi Köşe yazarı V.T
"Yâ Rabbî! Bize ihsân ettiğin îmân
ışığını söndürme, kusurlarımızı ört! Sen her şeyi yapabilirsin!"
Şeyh Câmî Efendi Osmanlı âlimlerinden olup kerâmetler sâhibi
velîlerdendir. Şeyhülislâm Ahmed-i Nâmıkî Câmî'nin soyundandır. Semerkand’da
doğdu. Muhammed Hubûşânî'nin talebeleri arasına katıldı ve icâzet alarak talebe
yetiştirdi. Sonra İstanbul’a gelerek Kânûnî Sultan Süleymân Han ile görüşüp
sohbet etti. Nakîb-ül-eşrâflık görevine tayin edildi. Uzun müddet bu vazifeyi
yürüttükten sonra Semerkand’a gitmek için yola çıktı. 1555 (H.963) senesinde
yolda vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
İyi bir kimse, talihli bir insan, kusûrları, günahları, lütuf ve
ihsân ile af olunan ve yüzüne vurulmayan kimsedir. Eğer günahı yüzüne vurulursa
ve bunun için de, merhamet olunarak, yalnız dünyâ sıkıntıları çektirilip
günahları, böylece temizlenen kimse de çok talihlidir. Bununla da
temizlenmeyip, geri kalan günahları için kabir sıkması ve kabir azâbı çekerek
günahları biten, kıyâmet gününe, mahşer meydanına günahsız olarak götürülen de,
ne kadar çok talihlidir. Eğer böyle yapmayıp, âhırette de cezâlandırılırsa,
yine insâftır ve adâlettir. Fakat, o gün, günahlı olan ve mahcûb ve yüzleri
kara olan, ne kadar güç durumdadır. Fakat bunlardan, Müslüman olanlara yine
acınacak, bunlar, sonunda yine merhamete kavuşacak, Cehennem azâbında, sonsuz
kalmaktan kurtulacaklardır ki, bu da, ne kadar büyük ni’mettir. Yâ Rabbî! Bize
ihsân ettiğin îmân ışığını söndürme, kusurlarımızı ört! Sen her şeyi
yapabilirsin!
Âhırette, dünyâdaki işlerden, suâl ve hesap vardır. Âhırete
mahsûs olan bir terazi ve Sırat köprüsü denilen bir geçit vardır. Bunları
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz haber vermiştir. Peygamberlik
ne demek olduğunu bilmeyen bazı câhillerin bunlara inanmaması, bunların yok
olmasını göstermez. Var olan şeylere yok demek, kıymetsiz, boş söz olur.
Peygamberlik makamı, aklın üstündedir. Peygamberlerin doğru
sözlerini akla uydurmağa çalışmak, peygamberliğe inanmamak, güvenmemek olur.
Âhıret işlerinde, peygamberlere (aleyhisselâm) akla danışmadan tâbi olmak,
uymak lâzımdır. Peygamberlik makamı, aklın hududunun, çerçevesinin dışında,
üstündedir. Akıl, eremediği şeyleri, kendine uymuyor sanır. Akıl, peygamberlere
(aleyhimüssalevât) uymadıkça, yüksek derecelere çıkamaz, eremez. Uygun olmamak
yanî muhalif olmak başkadır, erememek, anlayamamak başkadır. Çünkü, uymamak,
ancak anladıktan sonra olabilir.


