Dünyada rahatlık yoktur!..
22/01/2026 Perşembe Köşe yazarı S.A
Dünya, rahatlık, huzur ve saâdet yeri
değildir. Bir gün huzur bulsak, birkaç gün huzursuz oluruz. Hiçbir sıkıntımız
olmasa bile, sevdiklerimizin sıkıntıları bizi üzer...
Bir adam, arkadaşına şöyle dua eder: "Allahü teâlâ sana hiç
sıkıntı vermesin!" O da, "Sen benim ölümümü istiyorsun" diye
cevap verir ve ilave eder: "Dünyada yaşayıp da sıkıntı çekmemek mümkün
değildir..."
Hasan-ı Basri hazretleri buyuruyor ki: "Dünyada rahatlık
bekleme, dünya rahatlık yeri değildir. Şayet bir rahatlık görürsen, onu kârdan
say, yolda para bulmuş gibi... Âdem aleyhisselam dünyaya sürgün olarak
gönderildi. Terfi ederek, mükafat olarak gelmedi."
Bir diğer tavsiyesi de şöyle: "Yarının sıkıntısını bugüne
yükleme, her günün sıkıntısı kendine yeter."
Dünya rahatlık yeri olsaydı, en çok, yaratılmışların en
şereflisi Peygamberlere nasip olurdu. Hâlbuki, en büyük sıkıntıyı onlar
çekmişlerdir. Hemen hemen hepsiyle alay edildi, hakaret edildi. Bilemediler,
onlar, insanları ateşte yanmaktan kurtarıp, ebedî saâdete kavuşturacak yolları
göstermek için gönderilmişlerdi.
Yüce Rabbimiz, çok kısa ve çabucak geçiveren dünya hayatını
sevdiklerine mükafat olarak az gördü. Birkaç günün mükafatından ne çıkar. O'nu
tanımayan ve O'na isyan edenlere de dünyadaki cezayı az gördü. İkisini de
ahirete bıraktı.
Yaptıklarımızın karşılığına dünyada kavuşsaydık, günahkârlara
hayat hakkı tanınmazdı. Hayvanların mideleri dolu olarak doşlaştıkları bu
dünyada, Peygamberler (aleyhimüsselam) aç dolaşmazlardı.
Âdem aleyhisselâm asırlarca ağladı, çok gözyaşı döktü. Havva
annemizle ikisi yalnız başlarınaydı bu dünyada. Bütün işler onlara kalmıştı.
Onlar ekiyor, onlar suluyor, onlar biçiyor, onlar harmanlıyor, onlar öğütüyor,
onlar pişiriyor... Onlara, bu işlerinde yardım edecek kimseleri yoktu. Çocukları
dünyaya geldi, onlara sevindiler, dünyaya da yavaş yavaş alışıyorlardı.
Çocuklar büyüdü, daha çok sevindiler. Dediler ki; "Artık
bu ağır işleri çocuklarımız yapacaklar, biz de oturup rahatımıza
bakacağız..." Nereden bilebilirlerdi ki, dünyada
rahatlığın olmadığını!.. Bir oğlu (Kabil) diğer oğlunu (Habil'i) öldürdü.
Bundan sonra rahat edeceğiz derken büyük üzüntüye girdiler. Bir oğulları katil,
diğeri ise şehit olmuştu...
İbrahim aleyhisselamı ateşe attılar, yakmak istediler, kendi öz
ve biricik evladını kurban etmesi ile emrolundu. Bu çok ağır bir imtihan idi.
Dense idi ki; birine kestir veya dağdan yuvarla parçalansın, yine bir derece
kolaydı. Emir, "kendi ellerinle keseceksin" şeklindeydi...
Yakup aleyhisselam en çok sevdiği ve en mübarek evladı Yusuf
aleyhisselamdan ayrı düştü. Bu hasretle o kadar gözyaşı döktü ki mübarek
gözleri kapandı...
Yusuf aleyhisselam kuyuya atıldı, ölüme terk edildi, daha sonra
köle olarak satıldı ve köle muamelesi gördü, peşinden zindana atıldı ve
yıllarca hapis yattı...
Musa aleyhisselamın Firavun'dan çektikleri malum; memleketinden
çıkarılışı, yıllarca gurbette çobanlık yapması...
İsa aleyhisselamın barınacak bir yuvası bile yoktu. Peygamber
efendimiz az mı iftiralara, sıkıntılara maruz kaldı. Çok sevdiği amcasını ve
sevdiklerini şehit ettiler...
Demek ki, dünya keyif sürmek, rahat etmek yeri değildir...


