Fakirlerin sığınağı Şeyh Şabân-ı Velî
01/05/2026 Cuma Köşe yazarı A.D
Şabân-ı Velî hazretleri, kendisine sığınanları
boş çevirmez; getirilen hediyeleri, kendisi fakir olduğu hâlde, muhtaçlara,
yetimlere dağıtırdı.
Şeyh Şâban-ı Velî ve Kastamonu Evliyalarını Anma
Haftasındayız... "Evliyalar Şehri" olarak da bilinen ve Anadolu'daki
en eski yerleşim yerlerinden olan bu ilimizde; Seyyid Ahmet Siyahi ve Ahmed
Hicâbî gibi nice Allah adamlarının türbesi var. Biz bugün bu vesileyle Şâban-ı
Velî hazretlerinin bir menkıbesini paylaşmak istiyoruz sizinle efendim...
Şabân-ı Velî rahmetullahi aleyh, on altıncı yüzyılda yaşayan
Osmanlı velilerindendir. Kastamonu'nun Taşköprü kazâsında doğdu. Küçük yaşlarda
İstanbul’a giderek; tefsîr, hadîs, fıkıh ilimlerini öğrendi. Zâhirî ilimlerde
yetişmiş bir âlim olarak Kastamonu’ya dönerken, Bolu’da Halvetî yolunun
büyüklerinden Hayreddîn-i Tokâdî hazretlerine uğradı. Tokâdî hazretleri,
kendisini ziyaret eden bu kabiliyetli talebeyi bir müddet memleketine
göndermeyip yanında bıraktı. O da senelerce hocasına hizmetle şereflendi ve
tasavvuf yolunda yüksek derecelere kavuştu. Hocasının vefâtından sonra da
halifesi oldu. Kastamonu’ya giderek, halkı irşada, yetiştirmeye başladı. 1569
(H.976) senesinde vefât etti ve Hisaraltı civarındaki türbesine defnedildi...
Şabân-ı Velî hazretleri, dünyaya hiç meyletmezdi. Zaman zaman şehrin
kenarında bulunan bir ulu çınar ağacının yanına gider. Ağacın kovuğuna
oturarak, Allahü teâlâyı zikreder, mahlûkları hakkında tefekküre dalardı...
Bu mübarek zat, kendisine sığınanları boş çevirmez; getirilen
hediyeleri, kendisi zahiren çok fakir olduğu hâlde, muhtaçlara, yetimlere
dağıtırdı. Fakir babasıydı... Bir gün dergâha garip bir kimse gelerek;
-Efendim, bir merkebim vardı, o da öldü. Şimdi ben çocuklarımın
geçimini ne ile temin edeceğim? Ne olur dua buyurun da, cenâb-ı Hak beni
namerde muhtaç etmesin, dedi. Şabân-ı Velî hazretleri, bu fakir için dua
etti...
O sırada bir atlı, yedeğinde bir katır ile Şabân-ı Velî
hazretlerinin huzuruna varıp;
-Efendim! Bu katırı size hediye etmek niyetiyle memleketimden
geldim. Lütfen kabul buyurunuz, dedi. Şabân-ı Velî, yanında duran fakire
dönerek buyurdu ki:
-Allahü
teâlânın sevdiklerine olan bağlılığın ve muhabbetin sebebiyle, cenâb-ı Hak
sana, merkebin yerine daha güçlü bir katır ihsan etti. Nimetinin şükrünü bil
ki, daha da çoğaltsın...
Katırı getiren kimse, bu işe şaşıp kaldı ve “Sübhânallah” dedi.
Orada bulunanlar; “Niçin hayret ettin?” diye sordular. O kimse de;
-Bu katırı yarın getirecektim. Lâkin içime, "hayırlı işi
geciktirme" diye bir düşünce geldi ve aceleyle yola çıktım, deyince mesele
anlaşılmış oldu...


