Sevâbı daha çok olan zikir ve salevâtlar...
03/05/2026 Pazar Köşe yazarı V.T
"Ey Ebü'l-Abbas! Yer ve göğün
hazînelerini sana verdim. O da bu zikir, salevât ve istigfârdır."
Ebü'l-Abbas Hasenî hazretleri evliyânın meşhûrlarındandır. 1758
(H.1172)'de Fas'ın Atlantik sâhilinde bulunan Meysûr'da doğdu. 1837 (H.
1253)'de Yemen'in Subye köyünde vefât etti. Evliyanın büyüklerinden Abdülvehhâb
Tâzî hazretlerinin sohbetleri ve tasarrufları ile Magrib'de yetişen âlim ve
velîlerin en büyüklerinden oldu. Çok kerâmetleri görüldü. Onun en büyük
kerâmeti uyanık hâlde iken de Resûlullah Efendimizi “sallallahü aleyhi ve
sellem” görmesi ve O'ndan şifâhen salevât-ı şerîfeleri öğrenmesiydi. Kendisi
şöyle anlatır:
Bir defâsında Resûlullah Efendimizi gördüm. Yanında Hızır
aleyhisselâm da vardı. Peygamber Efendimiz Hızır aleyhisselâma, bana Şâziliyye
yolunun dersini (edebini) öğretmesini emrettiler. O da bana Resûlullah'ın
huzûrunda nasıl olunacağını öğrettiler. Daha sonra Peygamber Efendimiz, Hızır
aleyhisselâma sevâbı daha çok olan zikir, salevât ve istigfârları öğretmesini
buyurdu. O zaman Hızır aleyhisselâm; "Onlar hangileridir yâ
Resûlallah?" diye suâl etti. Peygamber Efendimiz; "Lâ ilâhe illallah
Muhammedün Resûlullah fî külli lemhatin ve nefesin adede mâ vese'ahü
ilmüllah..." diye üç defâ, sonra da; "Külillâhümme innî es'elüke bi
nûr-i vechillah-il-azîm" sonra da; "Estagfirullah el-azîm el-kerîm
ellezî lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm Gaffâr-üz-zünûb. Yâ zel-celâli
vel-ikrâm" diye buyurdular. Sonra da Peygamber Efendimiz bana; "Ey
Ebü'l-Abbas! Yer ve göğün hazînelerini sana verdim. O da bu zikir, salevât ve
istigfârdır" buyurdular. Çok iltifât ve teveccühlere mazhar oldum.
Ebü'l-Abbas Hasenî hazretleri bir gün katırına binerken, üzengi
demiri kırılıverdi. Hizmetçisine emredip, onu tâmir için demirciye gönderdi.
Demirci o parçayı yumuşaması için ateşe attı. Bir müddet ateşte kaldıktan sonra
demiri çıkardı. Demire, ateşin hiç tesir etmediğini gördü. Ne yaptı ise de bir
fayda etmedi. Hizmetçi gidip durumu Ahmed bin İdrîs'e anlattı. O da; "Ben,
Allahü teâlânın zaîf bir kuluyum. Allahü teâlâ bana komşu olandan ateşin
yakıcılığını kaldırdı. Şu mübârek beldelerdeki komşularım elbette
kurtulurlar" buyurdu... O mecliste onun yakınında olanların bir fayda
görmeyeceğine inanan biri vardı. Bu hâdiseden ibret alıp, ona yakın olanların
kurtulacağını anladı ve komşu hukûkunu öğrenmiş oldu.


