"Onun yüzünde hiç ölüm işâreti yok!.."
05/01/2026 Pazartesi Köşe yazarı V.T
"Arkadaşımızın yanına vardığımızda,
şiddetli hastalığından hiçbir eser kalmamıştı; ancak!.."
Abdullah Herâtî, Silsile-i aliyye büyüklerinden Mevlânâ Hâlid-i
Bağdâdî hazretlerinin yetiştirdiği velîlerdendir. Afganistan'ın Herât şehrinde
doğdu, on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında Şam'da vefât etti...
Irak'ın Süleymâniye şehrinde medresede talebe okutmakta iken
aldığı mânevî bir işâretle Hindistan'da bulunan büyük evliyâ Abdullah-ı
Dehlevî'ye talebe olmaya giden Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, yolculuk
esnasında Herât'a geldi. Herâtî Abdullah Efendi ile karşılaştı. O da birlikte
gitmek istedi ise de, Mevlânâ Hâlid hazretleri Herâtî Abdullah Efendiye,
kendisini beklemesini istedi. Mevlânâ Hâlid hazretleri Süleymâniye'ye geldiği
sırada Herâtî Abdullah Efendi de Süleymâniye'ye geldi. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî
hazretlerinin hizmetine girip talebesi oldu. Uzun müddet hizmet ve
sohbetlerinde bulunup mutlak icâzet ve hilâfet verildi. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî
hazretleri Şam’da vefât edince Süleymâniye'de talebe yetiştirmeye başladı. Çok
kerametleri görüldü...
Trablusşam Nakîb-ül-eşrâfı Şeyh Abdülfettâh Zağbî Efendi, Yûsuf
Nebhânî hazretlerine şöyle anlatmıştır: Bir defâsında bir arkadaşımız
hastalanmıştı. Zağbî Abdullah Efendiyi de yanımıza alıp ziyâretine gitmek
istedik. Onu götürmekten maksadımız hastanın bereketlerinden istifâde ederek
şifâya kavuşması idi. Ancak gitmek istemedi. Çok ısrar edince kabûl edip
bizimle geldi...
Hastanın yanına vardığımızda, şiddetli hastalığından hiçbir eser
kalmadı. Ayağa kalkıp bizi karşıladı. "Hoş geldiniz." deyip konuştu.
Ziyâreti yapıp yanından ayrıldık. Ayrılıp giderken yolda Şeyh Abdullah
hazretleri; "Ben ölüyü diriltemem" dedi. Bu sözüyle ziyâretine
gittiğimiz kişinin öleceğine işâret etmişti. Dedim ki: "Onun yüzünde hiç
ölüm işâreti yok." Yine; "Ben ölüyü diriltemem" buyurdu. Sonra
memleketine gitti. Hasta arkadaşımız iyileşti çarşıya pazara çıkıp dolaştı. Ben
Şeyh Abdullah hazretlerinin işâretine ve diğer taraftan da hastanın sıhhate
kavuşmasına hayret ediyordum. Çünkü o öleceğine işâret etmişti. Hasta ise
sapasağlam olmuştu...
Aradan on gün kadar geçti. Bir gün o arkadaşın evinin bulunduğu
taraftan ağlama sesleri işittim. Merak edip sorunca, arkadaşımızın vefât
ettiğini öğrendim. O zaman Şeyh Abdullah'ın kerâmetini anladım.


