Zulüm ve şiddetin kötülüğü
05/05/2026 Salı Köşe yazarı R.A
Zulmün ve şiddetin dîni, milliyeti, kültürü,
ideolojisi, ırkı, ulusu, cinsiyeti olmaz. Kimden gelirse gelsin, kime yapılırsa
yapılsın, reddedilmelidir.
Makâlemizin hemen başında, şunu net olarak ifâde edelim ki, hiçbir
kimsenin anne-babasını seçme, doğum yeri, zamanı ve diğer bazı şartlarını
tercîh hakkı yoktur; bunlar Cenâb-ı Hak’ın takdîriyle olan husûslardır. O
bakımdan Türk, Kürt, Arap, Çerkes, Gürcü, Arnavut, Boşnak ve sâir bütün
vatandaşlarımız, güzel ülkemizin 1. sınıf vatandaşlarıdırlar; hiçbirisi
ötekileştirilemez.
Yunus Emre’nin “Yaratılmışı severim Yaratandan ötürü” prensibi
çok mühimdir. Sâdece eşref-i mahlûkât olan insanı değil, bütün canlıları, hattâ
hayvânları dahî sevmek lâzım olduğu dînimizde bildirilmiştir.
Zulmün ve şiddetin dîni, milliyeti, kültürü, ideolojisi, ırkı,
ulusu, cinsiyeti olmaz. Kimden gelirse gelsin, kime yapılırsa yapılsın,
reddedilmelidir, tel’în edilmeli, kötülenmelidir. Siyonistlerin,
Filistîn’de, Gazze’de yaptıkları; Amerikalıların Irâk, Afganistân, Libyâ,
Sûriye ve Türkiye gibi ülkelerde yaptıkları, herkesin gözleri önünde cereyân
etmiştir. Rusya’nın, Çin’in, İngiltere’nin, İspanya’nın, Portekiz’in,
Hollanda’nın târih boyunca, Asya ve Afrika’da yaptıkları da malûmdur.
Zulüm, şiddet, fizikî yönden güçlü olanların, kendilerinden daha
güçsüz olanlara karşı, onları korkutmak, sindirmek, baskı altında tutmak,
kontrol altında bulundurmak, cezâlandırmak, onlara güç gösterisinde bulunmak
gibi maksatlarla yapılabilmektedir.
Şiddetin ferdî [kişisel] olanı, âilevî [âile içi] olanı,
kolektif olanı [bütün cemiyeti ilgilendireni] vardır.
Başta kadınlarımız ve çocuk yaştaki genç kızlarımız olmak üzere,
pekçok insanımız [erkek olsun, kadın olsun], evlerde, okullarda, sokaklarda ve
iş yerlerinde, hem de sık sık, istismârın, tecâvüzün, şiddetin her türlüsüne
marûz kalabilmektedirler.
Bu konu, pekçok insanın hayâtını, sağlığını, huzûrunu,
saâdetini, mutluluğunu, her yönden, hem rûhî [psikolojik, duygusal] yönden, hem
de fizikî yönden etkileyen çok mühim bir konudur. Ferdlerin bedenleri,
psikolojileri, hürriyetleri, cânları ve mâlları tehlikeye marûz kalmaktadır.
Konunun doğru bir şekilde teşhîsini yapıp tedâvî çarelerini,
önleme yollarını bulmaya, bu konuda yapılan çalışmalara, nâçizâne katkılar
yapmaya çalışmalıyız. Bu konuda, beynelmilel ve millî çapta, resmî ve gayr-i
resmî birtakım çalışmalar mevcut. Anket çalışmaları yapılıyor, çeşitli raporlar
hazırlanıyor.
***
“İslâm
kardeşliği” denince ilk akla gelenler, “Hucurât” sûre-i
celîlesinin 10. âyet-i kerîmesi [“Ancak mü’minler kardeştirler”] ile
bu konudaki pekçok hadîs-i şerîf ve “Hicret”ten sonra Sevgili
Peygamberimizin Medîne-i münevvere’de akdettiği, o güne kadar bir eşi-benzeri
bulunmayan, dillere destân mesâbesinde olan “Muâhât (Kardeşlik) Akdi”dir.
Mâlikî âlimlerden İmâm-ı Kurtubî (rahmetullahi aleyh), Hucurât
sûresinin, “Ancak mü’minler kardeştirler” meâlindeki
onuncu âyet-i kerîmesinin tefsîrinde, bunun “Müslümânlar kardeştirler” anlamında
olduğunu bildiriyor. Bakara sûresinin, “ancak Müslümânlar olarak cân verin (ölün)” meâlindeki
132. âyet-i kerîmesinin de, “Mü’minler olarak cân verin” demek
olduğunu bildiriyor. Bu âyet-i kerîmelerde, “Mü’min” ile “Müslümân” kelimeleri
müterâdiftirler, yanî aynı ma’nâda kullanılmışlardır.


