İnsanın en büyük düşmanı...
14/05/2026 Perşembe Köşe yazarı S.A
İnsanlar, diğer canlılara nazaran, çok üstün niteliklere sahip kılınmakla birlikte, bu kabiliyeti sebebi ile kendi başına belâ kesilmiştir.
İnsan, hayat savaşı verirken, pek çok güçlüklerle ve
tehlikelerle karşılaşır. Yangınlar, depremler, seller, afetler, salgın
hastalıklar, yıldırım çarpmaları, zehirli ve yırtıcı hayvanlar ve daha niceleri
hayatımızı tehdit eder durur.
İtiraf etmek gerekir ki, bunların doğurduğu tehlikelerin
hiçbiri, insanın insana yaptığı kötülük kadar büyük olamaz.
İnsanlar, diğer canlılara nazaran, çok üstün niteliklere sahip
kılınmakla birlikte, bu kabiliyeti sebebi ile kendi başına belâ kesilmiştir.
Görülen odur ki, insan, kendi zekâsını, yüksek idrâkini, akıl ve
mantığını her zaman kendi yararına kullanmamaktadır.
Dün olduğu gibi bugün de, yeryüzünde insan için en büyük tehlike
kaynağı, yine insandır.
Bu tehlike, bugün, eskilere nazaran daha da büyümüştür ve
büyümeye de devam etmektedir. Haklı olarak insanlık âlemi, yine en çok insandan
korkmaktadır.
Zamanımızda insan kitleleri, binbir âlet ve metot geliştirerek
birbirlerini kontrol etmekte, gece gündüz demeden birbirlerini
kollamaktadırlar. Yani insanlar, yine insanlar karşısında, her an tetikte olmak
zorundadırlar.
İnsanlar, atom bombasını, nükleer silâhları, zehirli gazları
keklik avlamak için yapmamışlardır. Bunların yapılış gayesi insan öldürmektir.
Yırtıcı hayvanlar bile, kendi hemcinslerine saldırmazlar. Ne
acıdır ki, insanlar bu yırtıcı hayvanları örnek almak istemiyorlar.
Manevi bağlardan ve samimi sevgiden sıyrılarak çok üstün bir
teknolojik güç oluşturan insanlar, bu güçlerini, diğer insanlara karşı
kullanmakta ve vicdanı da muzdarip olmamaktadır.
Bu yüksek teknolojik güç, kahredici bir çelik yumruk hâline
gelmiş ve diktatörlerin işini kolaylaştırmıştır. Böylece, insanları korkutarak
sindirmekte ve onu ölüm tehdidi altında tutarak alabildiğine sömürmektedir.
Ne kadar üzücüdür ki, insanlar, yaşamak için büyük
fedakârlıklara zorlanmakta ve birçok insan korku belâsına, şerefini,
haysiyetini, namusunu, hak ve hürriyetini feda etmektedir.
Görünen odur ki, dünya hırsı, makam ve mevki sevdası insanı öyle
bir noktaya getirmiştir ki, artık onun, uğrunda ölebileceği ve hayatından daha
değerli bildiği bir şey bırakmamıştır.
Allah, vatan, millet, bayrak, namus, şeref, hak ve hürriyetler
için savaşıp ölmektense, bunlarsız da olsa, sürünerek de olsa, şerefsizce
yaşamayı tercih eder hâle gelmiş bulunmaktadır.
Gayesiz ve hedefsiz yaşayan, dünyadan başka ebedî bir hayatı
hesaba katmayan ve yalnız üç günlük dünya hayatını gaye edinen adamdan ne hayır
beklenir?
Böyle hayatı hayvanlar da yaşıyor. Onların da gayesi yalnız
dünyadır, nefsâni arzularını tatmindir.
İnsanlar, birbirlerine düşman olmakla kalmıyor, kendi
kendilerine de en büyük düşmanlığı yapıyorlar. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: "En
büyük düşmanın içinde taşıdığın nefsindir."
Nefisini düşman bilmeyenin başı belâlardan kurtulmaz...


