“Sevdiğin kullarına hayırlı mal ver yâ Rabbî!.."
15/05/2026 Cuma Köşe yazarı A.D
“Ben bu dünyada iki insana gıpta ederim,
imrenirim. Biri ilim sahibidir. Cehaletle savaşır. İkincisi çok zengindir,
fukaralıkla, fakirlikle savaşır ve çok faydalı hizmetler de yapar.”
İslamiyet, baştan sona iyilik etmek, din kardeşine faydalı olmak
dinidir. Peygamber Efendimiz "aleyhissalatü vesselam" buyuruyor ki: "İnsanların
hayırlısı, insanlara faydalı olandır. İnsanların kötüsü, kendisinden korkulan
insandır."
Resulullah Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) yine
buyuruyor ki: “Ben bu dünyada iki insana gıpta ederim,
imrenirim. Biri ilim sahibidir. Cehaletle savaşır. İkincisi çok zengindir,
fukaralıkla, fakirlikle savaşır ve çok faydalı hizmetler de yapar.”
Her şeyin hayırlısını istemek lazım. Bir şeyi ısrarla "illa
olsun" diye istemek uygun değildir. Bu çok tehlikeli ve çok kötü bir
huydur. Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Yâ Rabbî! Sevdiğin kullarına hayırlı mal ver,
sevmediklerine çok mal ver.”
İnsanın başına felaketler, elini açmamaktan, aldığını
bırakmamaktan gelir. Elini açar, sadaka, zekât verirse, kurtulur. Cömert olmak,
mühim ve zor bir iştir... Onun için, cömertlik çok kıymetli bir haslettir.
Rahmetli Enver Ören Ağabeyimiz, bir sohbette anlatmıştı:
-Efendim, çok zengin bir adam varmış. Bir akşam çok garip, çok
fakir birisi kapısına gelmiş ve "Kaç gündür açım, ne olur bana bir lokma ekmek"
demiş...
Adam cimri mi cimri! Buna çok kızmış ve bir sürü hakaretler
etmiş. O da yetmezmiş gibi kapıyı da yüzüne çarpmış... Tabii, adamcağız da neye
uğradığını şaşırmış. "Ben sana ne yaptım, vermeyebilirsin ama bu
hakaretler niye, bu azarlamak niye!.."
Bu durum fakirin çok ağırına gitmiş. Bir yere, oturmuş hüngür
hüngür ağlamaya başlamış... Tam o sırada, oradan, bir âmâ zat geçerken bakmış
bir ağlama sesi var. Yanına gitmiş. "Arkadaş demiş, niye ağlıyorsun?"
O da "Sorma, içim yanıyor, çok çok üzgünüm... Şu karşıdaki eve gittim,
açım dedim, yüzüme kapıyı çarptı, hakaret etti, bir şey de vermedi... Hadi
vermesin, ama bu yaptığı hareket çok ağırıma gitti..." diye olanları
anlatmış...
Âmâ zat "Düş peşime, şurada bir gecekondum var, hadi
gidelim, Allah ne verdiyse beraber yeriz" demiş...
Birlikte eve gelip, karınlarını doyurmuşlar. Âmâ ayrıca ona
demiş ki: "Burada yatacak yer de var, sen benim misafirimsin."
Adamcağız âmânın bu âlîcenaplığından çok duygulanmış. Kalbin tam
inceldiği böyle bir anda ellerini açmış ve çok içten şöyle dua etmiş: "Ya
Rabbi! Bir âmâ fakir kulun bana bu nimetleri, bu iyilikleri yapıyor. Bu kulun
bana kapılarını, sofrasını açtığı gibi, sen de bunun gözlerini açıver." O
saniye âmâ zatın gözleri açılıveriyor...
Büyüklerimiz ne güzel buyurmuşlar: "İsteyeni boş
çevirmemeli, ihtiyacı yoksa ona ateş olur. Onu, alan düşünsün!.."


