Kendimize karşı şahsi vazifelerimiz vardır...
01/04/2026 Çarşamba Köşe yazarı H.Y
Allahü teâlâ, Tahrîm sûresinin altıncı âyet-i
kerîmesinde meâlen buyurdu ki: "Kendinizi ve evlerinizde ve emirlerinizde
olanları ateşten koruyunuz!"
Müslümanın kendine karşı birinci vazîfesi, nefsine, şeytana
uymayıp ve kötü arkadaşlara, azgın, âsi kimselere, anarşistlere aldanmayıp,
kanuna karşı suçlu olmaktan, Allahü teâlâya karşı da günah işlemekten
sakınmaktır.
Allahü teâlâ, Tahrîm sûresinin altıncı âyet-i kerîmesinde meâlen
buyurdu ki:
(Kendinizi
ve evlerinizde ve emirlerinizde olanları ateşten koruyunuz!)
Eğer çocuklarımıza İslamiyet öğretilmez ve ibadetlere
alıştırılmaz ise, bedbaht olurlar. Yapacakları her fenalığın günahı, ana, baba
ve hocalarına da verilir.
Bir kimsenin, kendisini ve evlâdını Cehennem ateşinden koruması,
dünya ateşinden korumasından daha mühimdir. Cehennem ateşinden korumak da,
îmânı ve farzları ve haramları öğretmekle ve ibadete alıştırmakla ve dinsiz,
ahlâksız arkadaşlardan korumakla olur. Bütün fenalıkların başı, fena arkadaştır.
Evlat, büyük nimettir. Nimetin kıymeti bilinmezse, elden gider. Bunun için
'pedagogie' yani çocuk terbiyesi, İslam dininde çok kıymetli bir ilimdir...
Her Müslüman, kendini iyi yetiştirmeli, sıhhatli, edepli, iyi
huylu olmalı, ölünceye kadar ibadetlerini aksatmadan yapmalı, ilim ve güzel
ahlâk sahibi olmalı, helâl lokma kazanmak için çok çalışmalıdır.
Allahü teâlâ İslâm dînini, her memlekette, her yeniliği ve
buluşu karşılayacak şekilde kurmuştur. İslâm dîni, yalnız sosyal hayatta değil,
ibadetlerde bile tolerans, müsâmaha göstermiş, insanlara serbestlik vermiş,
başka şartlar ve zaruretler karşısında, ictihâd hakkı tanımıştır...
Hazret-i Ömer ve Emevîler zamanında ve koca Osmanlı
imparatorluğunda, kıtalara yayılan çeşitli milletler toplulukları, bu ilâhî
hükümlerle idare edilerek, başarıları, şânları, târihlere ün salmıştır. Gelecek
zamanlarda, büyük, küçük her millet de, İslâmiyetin bildirdiği, değişmez olan
güzel ahlâka sarılacağı, bunları uygulayacağı kadar, rahata, huzura, saâdete
kavuşacaktır.
İslamiyetin bildirdiği sosyal ve ekonomik ahlâktan, ahkâmdan
ayrılan insanlar, milletler, sıkıntıdan, ızdıraptan, felâketten
kurtulamamışlardır. Geçmiş milletlerde böyle olduğunu tarihler yazmaktadır.
Gelecekte de, elbette böyle olacaktır. Tarih, tekerrürden ibarettir.
Müslümanlar, millî birlik ve beraberliğe çok ehemmiyet vermeli,
memleketlerinin kalkınması için maddî, mânevî çalışmalı, din bilgilerini iyi
öğrenmeli, haramlardan sakınmalı, Allaha ve devlete ve kullara karşı olan
vazifelerini, borçlarını yerine getirmelidir.
Müslüman, İslâmın güzel ahlâkı ile bezenmeli, kimseye zarar
vermemelidir. Fitne, yani anarşi çıkarmamalı, malının zekâtını vermeli, suç
işlememek için vergi borçlarını da ödemelidir. Dînimiz, böyle olmamızı
emrediyor.


