Orucun bazı hikmetleri...
03/03/2026 Salı Köşe yazarı R.A
Allahü teâlâ, oruç tutulması emrini sebepsiz
vermemiştir. Oruç, insanlara hem maddî, hem de manevî faydalar sağlar.
Dünkü makâlemizde, tıp uzmanlarının bazı açıklamalarına yer
vermiştik; bugün onlardan birkaç kelime daha nakledelim. Ama önce Sevgili
Peygamberimizin birkaç hadîsine yer verelim:
Bir hadîs-i şerîf meâli şöyledir: “İnsan kalbi tarladaki ekin, yemek ise yağmur
gibidir. Fazla su, ekini kuruttuğu gibi, fazla gıdâ da kalbi öldürür.” [İ.
Gazâlî]
Diğer bir hadîs-i şerîfte ise, “Çok yiyip-içmek hastalıkların başıdır” (Dârekutnî)
buyurulmuştur.
Açlık, şeytânın yolunu tıkar. Hadîs-i şerîfte, “Şeytân,
damardaki kan gibi, vücûtta dolaşır, açlık ile yolunu daraltın” (İhyâ)
buyuruldu. Açlık, günah işleme arzûsunu kırar, kötülük etmeye mâni’ olur.
Her zaman tok olan kimse, şefkatsiz ve merhametsiz olur. Tok,
acın hâlini bilmez. Çok yiyen, sert ve katı kalpli olur. Çok yiyende, acıma
hissi azalır. Arzûları artar, harâma dalar. Gayr-i meşrû’ arzûları harekete
geçiren yolları tıkamak gerekir.
***
İbâdetlerin
faydaları, sadece fertlerle sınırlı değildir. Bazı ibâdetler, toplum âhengi ve
düzenini önemli ölçüde etkiler. Meselâ oruçta bu
özellik, çok bâriz ve belirgin bir şekilde gözlemlenir. Cemâatle
kılınan namazların, sosyal ilişkiler açısından ne kadar
önemli etkisi olduğunu kim inkâr edebilir?
Zekâtta, bunlara
ilâveten sosyoekonomik dengeleri müsbet, olumlu yönde etkileyen çok hikmetli
özellikler vardır. Ramazân ayının manevî atmosferi içinde, farz
olan zekâtın dışındaki, her türlü sadaka ve maddî yardımlaşmanın da
zenginleştirdiği bir ihsân ortamında, nice bunalmış insanların sıkıntı ve
problemlerine çözüm ve râhatlık sağlandığı herkesin bildiği bir gerçektir.
***
Allahü teâlâ, oruç tutulması emrini sebepsiz vermemiştir. Oruç,
insanlara hem maddî, hem de manevî faydalar sağlar. Bilindiği gibi ibâdetlerin
bir illeti, yani âyet-i kerîme, hadîs-i şerîf, icmâ-ı ümmet gibi delîlleri, bir
de hikmetleri vardır. Bir ibâdeti yaparken illetini bilmek lâzım; fakat,
hikmetini bilmek lâzım değildir. Çünkü ibâdetlerin hikmetleri açık olarak
bildirilmemiştir. Daha tespit edilemeyen pek çok hikmeti olabilir.
Fakat tespit edilebilen hikmetlerini bilmekte de zarar değil,
fayda vardır. Hayrânlık duyup o ibâdeti seve seve yapmaya, yakîn sâhibi olmaya
sebep olur. İslâmiyeti bilmeyenlere, hikmetini, faydasını anlatmak, dîni sevdirmeğe
vesîle olur.
Ancak hikmetler ile çok uğraşmak da pek uygun değildir. Bununla
çok uğraşılırsa, insanlar ibâdetleri, Allahın emri olduğu için değil de
hikmeti, faydası olduğu için yapmaya kayabilirler. İbâdetlerde esâs olan,
mü'minin, ibâdetlerini Cenâb-ı Hak emrettiği için yerine getirmesidir.
Ramazân-ı şerîfte tutulan oruç, şâyet hâlis bir niyetle
tamâmlanırsa, ona verilecek ma’nevî ecir ve sevâba, insanlarca bir ölçü ve
sınır konulmasına imkân yoktur. Çünkü Cenâb-ı Hak: “…Oruç, sırf benim için edâ edilen bir
ibâdettir, onun mükâfâtını da ancak ben takdîr ederim…” buyurmuştur.


