Hocalık ve talebelik takvâ ile olur...
13/02/2026 Cuma Köşe yazarı V.T
"Allahü teâlâ, hepimizi sevgili
Peygamberinin, Eshâb-ı kirâmın ve Ehl-i beyt-i izamın yolunda
bulundursun!"
Debbağ Ebû Zeyd Üseydî hazretleri Mâlikî mezhebi fıkıh
âlimlerindendir. 1208 (H. 605) senesinde Tunus'un Kayravân şehrinde doğdu, 1300
(H. 699) senesinde yine orada vefât etti. Zamanındaki âlimlerden aklî ve naklî
ilimleri tahsîl etti. Abdüsselâm el-Murtâtî'ye talebe olup, ondan tasavvuf
ilmini öğrendi. Tasavvufî mârifetlere kavuşup evliyâlık derecesine ulaştı. Bir
dersinde şunları anlattı:
Hocalık ve talebelik, takvâ ile olur. Şirkten ve haramlardan
sakınmakla olur. Kalbde hâllerin hâsıl olması ve bazı şeylerin keşfolunması,
görülmesi ve fen bilgilerinin dışında, akılları şaşırtacak işlerin yapılması,
kâfirlerde de hâsıl olur. Riyâzetler çekmek, belli şeyleri ibâdet olarak
yapmak, muska yazmayı, hastaları, büyülenmiş olanları okumayı, üflemeyi, sanat
hâline getirmek din işleri değildir. Câhilleri, ahmakları toplamak ve dünyâlık
ele geçirmek için yapılmaktadır. İslâmiyette bunların kıymeti ve ehemmiyeti
yoktur. İslâmiyette kıymeti olan ve ehemmiyeti olan ve insanı Allahü teâlâya
yaklaştıran şey, ancak, O’nun Peygamberine (sallallahü aleyhi ve sellem) uymak,
o yüce Peygamberin izinde bulunmaktır. Eshâb-ı kirâmın ve Ehl-i beyt-i izamın
(radıyallahü anhüm) yolu budur. Kur’ân-ı kerîm bu yolu göstermek için gönderilmiştir.
Allahü teâlâ, hepimizi sevgili Peygamberinin, Eshâb-ı kirâmın ve Ehl-i beyt-i
izamın yolunda bulundursun! Âmîn.
“Resûlullah Efendimiz, bütün peygamberlerin efendisi olup,
kemâlât-ı ilâhiyyeyi, yani Allahü teâlânın ihsân ettiği kemâlâtın cümlesini
kendinde toplamıştır. Âlimlerin ve velîlerin gıpta ettiği ilimler ve feyizler,
O hazretin (aleyhisselâm) kemâlâtından bir nûr zerresidir. Peygamber Efendimiz
kendinde toplanan bu kemâlâtı, Eshâb-ı kirâmın (radıyallahü anhüm) gönüllerine
akıtarak, onları, Allahü teâlâya olan yakınlık mertebelerinin en üstününe
ulaştırdı. Böylece Eshâb, ihsân, iyilik, yakîn, muhabbet ve marifet
derecelerinde en büyük mertebeye yükseldiler. Dünyâdan yüz çevirmeyi, âhırete
dönmeyi ve Peygamber Efendimizin bütün sünnetlerine uymayı âdet edindiler.
Müminin mirâcı olan ve sünnet üzere (Peygamber efendimize tam uyarak)
kıldıkları namazdan, Kur’ân-ı kerîm okumaktan, zikirlerden nasîbdâr oldular.
Vatanlarını, mal ve mülklerini terk ederek, kâfirlerle muharebe edip, Allah
yolunda şehîd olmayı arzu ettiler. Sekîne ve itminanda öyle idiler ki,
Resûlullahın huzûrunda iken, onları taş sanarak başlarına kuş konardı.


