İman, en büyük nimettir

05/04/2026 Pazar Köşe yazarı S.K

Bütün rahatlıkların, saadetlerin başı, iman etmekte, Müslüman olmaktadır. Yani, İslamiyet’in emirlerine ve yasaklarına uymak lâzımdır.

Akıl ve vicdanla düşünen herkes için iman, zarurî bir kurtuluş yoludur. Gerçek rahatlık ve güven, ancak imanla ve ona uygun bir hayatla mümkündür.

Dünyaya milyarlarca insan gelmiş. Bir müddet yaşamışlar. Sonra, ölüp gitmişler. Bunların bazıları zengin imiş, bazıları fakir. Kimi güzel imiş, kimi çirkin. Kimi zalim imiş, kimi mazlum. O hâllerinin de hepsi geçti, unutuldu.

Onların bir kısmı inanmış, Müslüman idi. Geri kalanları, inanmamış kâfirlerdi. Hepsi, ya sonsuz yok olacak, veyahut kıyamet kopup, tekrar dirilip inanmayanlar sonsuz azap çekecek. Her iki hâlde de, inanmış olanlara hiç azap, hiç sıkıntı yok. Ama ikinci hâlde, inanmayanlar sonsuz ve pek acı azap çekecekler.

İnanmış olarak ölmüş olanlar, şimdi tam rahat ve huzur içindeler. İmansız olanlar ise, sonsuz olarak ateşte yanmak ihtimali, korkusu içindeler.

Ey insan! İyi düşün! Birkaç sene sonra, sen de, bunlardan biri olacaksın. Şimdi, geçmiş senelerin nasıl bir hayâl oldu ise, o zaman, bütün ömrün, bütün hayatın, çalışmaların, didinmelerin hep hayâl, bir rüya gibi olacak. O zaman, sen o iki kısmın hangisinden olmak istersin? Hiçbirinden olmak istemem diyemezsin. Buna imkân yok! Çaresiz, onların arasına gideceksin! Sonsuz ateşte yanmayı, ihtimâl bile olsa, ister misin?

Allah’ın var olduğunu, Cennete, Cehenneme inanmayı, akıl da, ilim de, fen de reddedemiyor. Böyle şey olamaz diyemiyorlar. İnanmayanlar, inkâr etmelerine akıl ile, fen ile bir vesika gösteremiyorlar. Hâlbuki inanmak lâzım olduğunu gösteren vesikalar sayılamayacak kadar çoktur. Dünya kütüphaneleri bu vesikaları bildiren kitaplarla doludur. Onlar nefislerine, zevklerine aldanarak inkâr ediyorlar. Zevklerinden başka bir şey düşünmüyorlar.

Hâlbuki, İslâmiyet zevki yasak etmemiştir. Zevklenmenin zararlı olmasını yasaklamıştır. O hâlde, aklı olan kimse, zevklerini Allahü teâlânın gösterdiği yoldan temin eder. İslâm’ın güzel ahlâkı ile süslenir. Herkese iyilik eder. Kendisine kötülük yapanlara iyilikle karşılık verir. İyilik yapamazsa, hiç olmazsa sabreder. Bölücü olmaz. Yapıcı olur. Böylece, kendisi de hem zevklerine hem de rahata, huzura kavuşur. Hem de âhiretin sonsuz azaplarından kurtulur.

Görülüyor ki, bütün rahatlıkların, saadetlerin başı, iman etmekte, Müslüman olmaktadır. Yani, İslamiyet’in emirlerine ve yasaklarına uymak lâzımdır. Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, faydalı şeyleri yapmalarını emretmiştir. Bu emirlere Farz denir. Zararlı şeyleri yasak etmiştir. Bunlara Haram denir. Farzların ve haramların hepsine Ahkâm-ı islâmiyye denir.

İslamiyet, Allahü teâlânın kullarına rahmetidir, ihsanıdır. İslamiyete uyanın duaları muhakkak kabul olur. Namaz kılmayanın, harama bakanın ve haram yiyenin, içenin, İslamiyete uymadığı anlaşılır. Bunun duaları kabul olmaz. İslâmiyet’e inanan ve uyan, Allahü teâlânın ihsanına kavuşur, mesut, mutlu olur. İnanmayan, bu saadetten, mutluluktan mahrum kalır.