"Allah'tan, onun talebem olmasını istedim..."
05/04/2026 Pazar Köşe yazarı V.T
"Şu anda Kostantiniyye'de birisine Allahü
teâlânın hidâyeti yetişti ve Müslüman olmak istiyor."
Şerefüddin Hakkârî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 1074
(H. 467) senesinde Lübnan’da Ba'lebek’te doğdu. 1162 (H 557) senesinde
Hakkârî’de vefât etti. Abdülkâdir-i Geylânî ve birçok zatın derslerinde
yetişerek icazet aldı ve Hakkârî’ye giderek bir dergâh açtı, çok talebe
yetiştirdi. Bunlardan Şeyh Lâhık, hocasının bir kerametini şöyle anlatır:
Bir gün Şerefüddin Hakkârî'nin huzurunda idik. Bize bir şeyler
anlatıyordu. Bir ara batı tarafına yönelip; "Bize gel, bize gel!"
dedi ve konuşmasına devâm etti. Bir müddet sonra ikinci defâ; "Bize gel,
bize gel!" dedi. Bu sırada talebelerinden birisi; "Efendim! Bize gel,
bize gel, buyurdunuz bunun mânâsı nedir?" diye sordu. "Şu anda
Kostantiniyye'de (İstanbul'da) birisine Allahü teâlânın hidâyeti yetişti ve
Müslüman olmak istiyor. Oradan, kendisine İslâm'ın emirlerini öğretecek birini
aramak için yola çıktı. Oradakiler yolundan çevirmek için uğraştılarsa da
muvaffak olamadılar. İşte bunun için onu yanıma çağırıyorum. Allahü teâlâdan,
onun talebelerimden olmasını istedim. Allahü teâlâdan onun hemen buraya
ulaşmasını diliyorum" buyurdu... Bu sebeple iki gün Şerefüddin Hakkârî'nin
yanında kaldık. Üçüncü gün ikindi namazı vaktinde Şeyh bize döndü;
"Kalkınız Konstantiniyye'de Allahü teâlânın hidâyet buyurduğu kardeşinizi
karşılayınız" buyurdu. Zâviyeden dışarı çıktığımızda o zâtın dağdan aşağı
doğru inmekte olduğunu gördük. Üzerinde papaz elbisesi vardı. Şerefüddin
Hakkârî'nin huzuruna girip Müslüman oldu... Şerefüddin Hakkârî ona; "İsmin
nedir?" diye sordu. "Abdulmesîh." dedi. Ona Abdullah ismini
verdi. Şerefüddin Hakkârî'nin yanında kaldı. Şerefüddin Hakkârî hazretleri ona
namazın şartlarını ve İslâm'ın diğer emirlerini öğretti. Kur'ân-ı kerîmden bir
mikdâr ezberletti. Nihâyet sâlih bir Müslüman oldu. Sonra onu İrşâd etmesi,
insanlara doğru yolu göstermesi, terbiye etmesi, onlara Allahü teâlânın
emirlerini ve yasaklarını öğretmesi için Acem taraflarına gönderdi. Orada
hocası Şerefüddin Hakkârî'nin ismini koyduğu bir zâviye yaptı. Pekçok talebe
yetiştirdi...
Bu mübarek zatın hikmetli sözleri pekçoktur. Buyurdu ki:
“Allahü teâlânın evliyâsı, yemek, içmek ve uyku ile, başkasının
hakkında konuşmakla, birisine vurmakla bu makâma kavuşmadı. Ancak mücahede ve
riyâzet çekmekle kavuştu.”
“Edebini, edeb öğreten hocadan almayan, kendisine uyanları yanlış
yola götürür.”


