Gönül şehri daima mâmur olmak ister...
09/03/2026 Pazartesi Köşe yazarı V.T
Gönlün mâmur edilmesi usta ve mîmâr ile olmaz.
Ancak Allahü teâlânın lütfu ile olur.
Celvetî Abdülhay Efendi Anadolu'da yetişen evliyâdandır.
Edirne'de doğdu. Babası Celvetiyye tarîkatı şeyhlerinden Saçlu İbrâhim
Efendidir. Abdülhay Efendi, babasının yanında yetişti. Celvetiyye tarîkatını da
öğrenerek babasından hilâfet aldı. İstanbul'da Eminönü Yeni Câmi vâizliğine
getirildi. Sonra Üsküdar’da Aziz Mahmûd Hüdâî Tekkesine şeyh olarak tâyin
edildi. 1705 (H.1117)’de orada vefât etti.
Bu mübarek zat, bir sohbetinde kalb (gönül) hakkında şöyle
buyurmaktadır: Hadîs-i kudsîde buyruldu ki: "Ben yere göğe sığmam. Fakat
haramlardan sakınan temiz mümin kulumun kalbine sığarım." Allahü teâlâ
nefs ile sır makâmı arasında bir kalb (gönül) şehri yaratmıştır. Bu şehir dâimâ
mâmur olmak ister. Gönlün mâmur edilmesi usta ve mîmâr ile olmaz. Ancak Allahü
teâlânın lütfu ile olur. Hacı Bayrâm-ı Velî hazretleri, talebelerine; "Kalp
şehrinizi mâmur ediniz. Allah adamlarının sözlerini dinleyiniz. İlim
öğreniniz" buyurmuştur. Yine Aziz Mahmûd Hüdâî hazretleri; "Talebe
Allahü teâlânın rızâsını kazanmakta gayretli olmalı, taş gibi katı olan
kalpleri rehber olan zâtın terbiyesinde yumuşatmalıdır. Kalbi yumuşayınca, bu
hâlini hocasına arz edip, onun tavsiyeleri, yol göstermesi ile önündeki
yollardan engeller kalkar ve matlubuna, maksûduna kavuşur. Îmân-ı kâmil (olgun
insan) olur" buyurdu.
Başka bir sohbetinde de şunları anlattı: Evliyânın, öldükten
sonra da kerâmet sâhibi olduklarını fıkıh kitapları da bildirmektedir. Hanefî
mezhebinde kabir üzerine basmak, oturmak, orada uyumak, abdest bozmak
mekrûhtur. Çünkü bunlar ihânet, hakaret etmektir. Hadîs-i şerîfte; “Kabir
üzerine basmaktansa, ateşe basmayı tercih ederim” buyuruldu. Bu sözler, insana
öldükten sonra da saygı göstermek lâzım olduğunu bildiriyor. Yani dînimiz,
ölülerin muhterem olduklarını bildiriyor.
Kerâmetin âdet hârici yapılan iş demek olduğunu yukarıda
bildirmiştik. İnsanın yeryüzünde yürümesi, oturması âdet olduğu için, müminin
kabri üzerine basılmaması, oturulmaması, ona kerâmet yani ikram ve ihsân
olmaktadır. Her mümine öldükten sonra böyle kerâmet veren dinimiz, ilim, irfan
sâhibi olan evliyâya daha kıymetli kerâmetler de ihsân olunacağını
göstermektedir.


