Zâhiri halk, bâtını ise Hak ile olanlar...
14/03/2026 Cumartesi Köşe yazarı V.T
"Tasavvufun başı ilim, ortası amel, sonu
ise Allahü teâlânın lütuf ve ihsânı olan mânevî ilimdir..."
Ebü'n-Necîb Sühreverdî hazretleri Şâfiî mezhebi fıkıh
âlimlerinden olup kerâmetler sâhibi velîlerdendir. 1097 (H.490) senesinde
İran'ın Sühreverd kasabasında doğdu. İlim öğrenmek için gençliğinde Bağdad'a
gitti. Fıkıh ilmini Es'ad Mühenî'den, hadîs ilmini Ali bin Neyhan'dan tahsil
etti. Tarîkat hırkasını Kâdı Vecihüddîn'den giydi. 1168 (H.563) senesinde Bağdad'da
vefât etti.
Buyurdu ki: Tasavvuf büyüklerinden birisine, Allahü teâlânın
Kur'ân-ı kerîmde "İnşâallah" buyurması hakkında sorulunca;
"Allahü teâlâ 'İnşâallah' buyurmakla, kullarına böyle söylemeyi, öğretmeyi
murâd etmiştir" buyurdu.
Âyet-i kerîmede Allahü teâlâ kâmil ilmi ile
"İnşâallah" derse, ilmi noksan olan kulların konuşmalarında,
"İnşâallah" demeleri gerektiği hakkında işâret vardır. Bu yüzden
Resûlullah Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) kabristânda; "İnşâallah
biz size yakında katılacağız" buyurmuştur. Hâlbuki, Peygamber Efendimizin
ölüm hakkında ve onlara kavuşma husûsunda hiçbir şüphesi yoktu.
Tasavvuf hakkında bir suâl sorulduğunda şöyle cevap verdi:
"Tasavvufun başı ilim, ortası amel, sonu mevhibe yâni Allahü teâlânın
lütuf ve ihsânı olan mânevî ilimdir. İlim, murâdı, maksadı açar. Amel, istemeye
yardımcı olur. Mevhibe, amelin meyvesine ulaştırır. Ahlâk ilmi ehli üç
kısımdır. Mürîd, talebe durumunda olan tâlibdir. Orta derecede olan, daha
yoldadır. Sona varmış olan, Allahü teâlânın rızâsına kavuşmuş olandır. Talebe,
murâdına ermek için çalışır. Orta derecede olan, makamların âdâbını gözetmekle
meşgûldür. Bir hâlden diğer bir hâle yükselir. O, devamlı ilerleme hâlindedir.
Sona varan ise, bütün makamları aşmış ve artık istikrâra kavuşmuş hâldedir.
Çeşitli hâller, onda bir değişiklik meydana getiremezler. Talebe, nefsiyle,
şehvetiyle ve şeytanla mücâdele etme, hazlarından uzak kalma mertebesindedir.
Orta mertebede olan, murâda kavuşabilir miyim, yoksa kavuşamaz mıyım korkusu
ile, içinde bulunduğu hâllerde doğruluğa riâyet etme, makamlarda edebi gözetme
mertebesindedir. Sona ulaşan ise, bütün makamları elde etmiştir. Onun hâli,
darlıkta ve genişlikte eşittir. Yemesi açlığı, uykusu uykusuzluğu gibidir.
Onda, dünyevî istek ve lezzet hissi kalmamıştır. Onun zâhiri, görünüşü halk,
bâtını, gizli yönü de Hak iledir."


