Şeytanın, kendisinden ümidini kestiği kimse!

12/10/2019 Cumartesi Köşe yazarı V.T

Bir kimse edepleri yerine getirdiği müddetçe, şeytan ona istediğini yaptırmak hususunda ümitli olmaz.

 

Necmeddîn-i Râzî hazretleri Necmeddîn-i Kübrâ hazretlerinin yetiştirdiği evliyânın büyüklerindendir. Cengiz istilâsının meydana çıkacağı sırada, hocası Necmeddîn-i Kübrâ hazretlerinin işâreti ile Anadolu’ya gelerek Konya’da Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve Sadreddîn-i Konevî ile görüştü. 654 (m. 1256)’da Bağdad’da vefât etti.

Bu mübarek zat, sohbetlerinde buyurdu ki:

“Îmân ve İslâm da yedi kale içerisinde muhafaza edilir. Bunların birincisi yakîn, ikincisi ihlâs, üçüncüsü farzları eda etmek, dördüncüsü haramları terk etmek, beşincisi vâcibleri yapmak, altıncısı sünnetleri yapmak, yedincisi edepleri terk etmemektir. Bir kimse edepleri yerine getirdiği müddetçe, şeytan ona istediğini yaptırmak hususunda ümitli olmaz. Çünkü bir kimse ibâdetlerdeki edepleri terk edince, şeytan ona sünnetleri terk ettirmek husûsunda ümitli olur. Bir kimse sünnetleri terk edince, şeytan ona vâcibleri terk ettirmek. Vâcibleri terk edince şeytan o kimseye haramları yaptırmak hususunda ümitli olur. Şeytan bunda da muvaffak olunca farzları terk ettirir. Sonra ihlâsı, sonra da yakîni onun elinden alır. Neticede şeytan, o kimsenin imansız olup sû-i hatime ile can vermesine ümit besler.”

“Evliyânın büyüklerinden olan âlimler buyurdular ki: Edepleri terk etme hastalığına yakalanan bir kimse, sünnetleri terk eder. Sünnetleri terk etme hastalığına tutulan bir kimse, vâcibleri terk eder. Vâcibleri terk eden bir kimse, haram işler. Haramları işleyen farzları terk eder. Farzları terk eden bir kimse, dînin emirlerine ehemmiyet vermemeye başlar. Böyle bir hastalığa yakalanan kimse küfre düşer. Bu sebeple bütün işlerde güç yettiği kadar edepleri muhafaza etmek lâzımdır.”

“Kabir her gün beş defa; 'Ben, yalnızlık yeriyim. Bana gelecek kişi, Kur’ân-ı kerîm okuyarak kendine arkadaş edinsin. Ben, karanlık yeriyim, bana gelecek kişi, namaz kılarak beni aydınlatsın. Ben, altı üstü toprak olan bir yerim, bana gelen, sâlih amel ile gelip yatağını hazırlasın. Ben, yılanı ve çıyanı içimde barındıran bir yerim. Bana gelen tiryak ile gelsin. O tiryak da; Besmele-i şerîf ve çok gözyaşı dökmektir. Ben, Münker ve Nekir adındaki suâl meleklerinin suâl soracakları bir yerim. Bana gelen, (La ilahe illallah Muhammedün Resûlullah) güzel kelimesini, onlara cevap verebilmek için çok söylesin' diye seslenir.”