Mübârek Mi’râc Gecesi -2-
13/01/2026 Salı öşe yazarı R.A
Mukaddes dînimiz İslâmiyette husûsî kıymet
verilen “on gece”den biri de, Recep ayının 27. gecesi olan “Mi’râc
Gecesi”dir...
15 Ocak 2026-26 Receb 1447 Perşembe günü, inşâallah, Mi’râc
gecesini idrâkle şerefleneceğiz... Allahü teâlâ, kullarının çok ibâdet
yapmaları, duâ ve tevbe etmeleri için böyle gece, gün ve ayları birer sebep
kılmıştır.
Bilindiği gibi, mukaddes dînimiz İslâmiyette husûsî kıymet
verilen “on
gece”den biri de, Recep ayının 27. gecesi olan “Mi’râc gecesi”dir. O
gece, Allahü teâlâ tarafından vâkı’ olan da'vet üzerine, Sevgili
Peygamberimizin “İsrâ” ve “Mi’râc” mu’cizesiyle
şereflendiği, melekût âlemini, kâinâtın hârikalarını seyir
ve temâşâ için, yeni emirler telakkî etmesi için, göklere
çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü ve Allahü
teâlâ ile konuştuğu gecedir.
Ne kadar enteresan bir durumdur ki, başka hiçbir Peygambere
nasip olmayan “İsrâ ve Mi'râc Mu’cizesi”,
Tâif seferinden müteessir olarak dönen Peygamber Efendimizin, iki yakınını da (kendisini
himâye eden amcası Ebû Tâlib ile 25 yıllık biricik hanımı
ve en yakın destekçisi Hazret-i Hadîce’yi) kaybettiği,
kendisini en yalnız ve en çok üzgün hissettiği bir zamanda olmuştur. Hattâ
bunlardan dolayı, o seneye “Senetü’l-hüzün=Âmü’l-hüzün=Hüzün yılı” denilmiştir.
Bu “mu'cize”yi, zaman ve mekân
mefhûmlarıyle açıklamak ve akıl ile îzâh etmek çok zordur, hattâ mümkün
değildir. Ama İlâhî kudretin ve Peygamberlik mertebesinin ne
demek olduğunu idrâk edebilenler, bu hâdisede de bir garîplik görmezler. Allah
ve Resûlüne inananlar, mu'cizelere de inanırlar.
Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Mi’râc’ta
Cennet’i, Cehennem’i, sayısız şeyleri görüp, Kürsî, Arş ve Rûh âlemlerini de
geçerek, bilinemeyen, anlaşılamayan, anlatılamayan şekilde, mekânsız, zamânsız,
cihetsiz, sıfatsız olarak Allahü teâlâyı da gördü. Hiçbir
mahlûkun bilemeyeceği, anlayamayacağı ni’metlere kavuşup bir anda, Kudüs'e ve
oradan da Mekke-i Mükerreme’ye geldi.
"İsrâ", “gece
yolculuğu yaptırılması” ma'nâsında, “Mi'râc” ise,
sözlük ma’nâsı itibâriyle “merdiven” ve “yükseklere
çıkmak” gibi ma'nâlara gelmekle beraber, esâs i’tibâriyle,
Resûl-i Ekrem Efendimizin, “varlık ufuklarının üstüne, yüce makâmlara
yükselmesi” demektir.
İslâm âlimleri buyuruyorlar ki: “Mi’râc, rûh ve ceset ile birlikte oldu.
Peygamberimizin Mekke'den Kudüs'e götürüldüğü, âyet-i kerîme ile [İsrâ, 1]
sâbit olduğundan, Mi’râcın bu kısmına inanmayan kâfir olur. Göklere, bilinmeyen
yerlere götürüldüğüne inanmayan ise sapık olur.”
İsmâîl
Hakkı Bursevî’nin “Rûhu’l-beyân” isimli
kitâbında “Tefsîr-i Hüseynî”den naklen deniliyor ki: “Resûlullah’ın
[Kur'ân-ı kerîm’de zikredilen] Mekke’den (Mescid-i harâmdan) Kuds’e
(Beytü’l-makdise, Mescid-i aksâ’ya) götürülüşüne inanmayan kâfir olur. Göklere
ve bilinmiyen yerlere götürüldüğüne inanmıyan ise, dâl ve mübtedi’, ya’nî sapık
ve bid’at ehli olur.”
Mi’râc gecesini tâât u ibâdâtla, meselâ tevbe-istiğfâr etmekle, kazâ
namazları kılmakla, Kur’ân-ı kerîm ve kıymetli ilmihâl kitaplarını
okumakla, tesbîhâtla, salevât-ı şerîfe getirmekle, duâ, münâcât,
tazarru’ ve niyâzla;… gündüzünü de oruçla geçirmelidir.


