Seneler rüzgâr gibi geçip gidiyor!..
01/01/2026 Perşembe Köşe yazarı S.A
Hatalarımızı da tespit etmeliyiz, onları bir
daha hiç yapmamaya veya çok daha az yapmaya şartlanmalıyız. Yeni yıl böyle kutlanır.
Ömür takvimimizden bir yaprak daha düştü... Bırakın seneleri,
nefeslerimiz sayılı, öyle bir hayat yaşıyoruz ki; her an bir nefes daha
azalıyor...
Geçirdiğimiz yılda iyi ve yararlı işler yaptıysak onları bu yeni
yılda artırmaya çalışmalıyız, "Nasıl daha başarılı olabilirim, nasıl
daha çok güzelliklere imza atabilirim" düşüncesi
bizde hâkim olmalıdır.
Hatalarımızı da tespit etmeliyiz, onları bir daha hiç yapmamaya
veya çok daha az yapmaya şartlanmalıyız. Yeni yıl böyle kutlanır. Yoksa, içki
içmek, çam devirmek, evleri "Noel Ağacı" ile
süslemek çılgınlıktan başka bir şey değildir... Her yıl, aralık ayının son
haftasında, bizimle aynı adı taşıyan birçok insanın, çocuklarının ellerinden
tutarak, çarşıda pazarda çam ağacı aradığını, "Noel Baba"lı
kartpostallar satın aldığını, irili ufaklı hediye paketleri hazırladığını
üzülerek görüyoruz.
Son haftada hindi satışlarının büyük marketlerde hangi boyutlara
vardığını herkes biliyor. Hele içki tüketimi...
Her milletin kendilerine mahsus âdet ve ananeleri vardır. Dînî
vazifeleri mevcuttur. Kendi inançlarının vecibelerini bırakıp, kendi örf ve
âdetlerini terk eder, başka milletlerin âdet ve ananelerine uyarsa kendisine
olan güvenini kaybeder. Taklidine çalıştığı insanları "kutsal" kabul
eder. Bu da toplumda telafisi mümkün olmayan yaraların açılmasına sebep olur. O
millet, artık yok olmuş demektir. Kendisine güveni olmayan bir pehlivan, bir
çocukla güreşirse kaybeder.
Bir adam çocuğuna dese ki: "Bak yavrum şu çocuk nasıl giyiniyorsa
sen de öyle giyin. Nasıl oturuyorsa öyle otur, nasıl yemek yiyorsa sen de öyle
ye. Hatta dikkat et, çatalı hangi eline, bıçağı hangi eline alıyorsa sen de
aynen öyle yap!.." Bunları duyan çocuk şöyle düşünmez
mi?: Biz yemek yemesini bile bilmiyormuşuz, babam da bilmiyor, bilseydi, babam o
çocuğu değil de kendisini örnek gösterirdi...
Şimdi söyleyin Allah aşkına! Bu çocukta kendine güven diye bir
şey kalır mı? Daima kendisini bir "hiç" olarak
görür ve ömür boyu taklitçilikten, kendisine güvensizlikten başka bir şey
yapamaz. Bu da, bir milletin örf ve âdetleriyle beraber erimesi ve yok olması
demektir.
Bir madde, bir sıvının içinde erimiş ve kaybolmuşsa, meselâ;
şeker veya tuz suda erimiş ve yok olmuşsa, onu bazı kimyevi müdahalelerle
tekrar çıkarmak mümkündür. Fakat bir millet erimişse, onu, hiçbir kimyevi
müdahale tekrar ortaya çıkaramaz!..
Bir millet için bundan daha büyük bir zarar, daha korkunç bir
tehlike olabilir mi?..
Bu yazımızı bir hadis-i şerif meali ile bitirelim: "Bir
kavme benzemek isteyen ondan olur!"
.....
NOT: Bu makale ilk olarak 27
Aralık 2007 Perşembe günü yayınlanmıştır...


