Kendisine eziyet edenleri bile affeden zat!..
17/01/2026 Cumartesi Köşe yazarı V.T
Seyyid Abdullah Haddâdî:
"Fıkıh ve fetvâ kitapları gibi faydalı eserlerle meşgul olunuz!.."
Seyyid Abdullah Haddâdî hazretleri evliyânın
büyüklerindendir. Evlâd-ı Resûl olup, seyyiddir. 1634 (H. 1044) senesinde
Yemen'in Terîm şehrinde doğdu. 1720 (H. 1132) senesinde Terîm'de vefât etti.
Küçük yaşta Kur'ân-ı kerîmi ezberledi. Zamânının büyük âlimlerinin derslerini
dinledi. Onlardan icazet alarak talebe yetiştirdi. Tasavvufta da yüksek
derecelere kavuştu ve çok kerametleri görüldü. Talebesi Selî onun hakkında
şöyle bildirdi:
Seyyid Abdullah Haddâdî hazretleri bir gün talebesi
Şeyh Hüseyin bin Muhammed ile birlikte hac için yola çıktı. Medîne-i
münevvereye vardıklarında talebesi orada hastalandı. Yakalandığı hastalık çok
şiddetli idi. Talebe nerede ise vefât edecekti. Seyyid Abdullah Haddâdî
hazretleri hastanın başı ucuna oturduğunda onun ömrünün bittiğini anladı.
Oradaki talebelerinden bir cemâati topladı ve; "Her biriniz onun selâmeti
için duâ edin" buyurdu. Seyyid Ömer Emin isimli talebe; "Efendim ben
ömrümden bir kısmını ona hîbe ettim" dedi. Bunun üzerine Seyyid hazretleri
Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) kabr-i şerîfine gidip duâ etti ve
şefâat istedi. Ziyâretten sonra Seyyid Abdullah Haddâdî sevinçle; "Allahü
teâlâ duâmızı kabûl etti. O istediğini yapmaya kâdirdir" buyurdu. Allahü
teâlânın izni ile talebesi Şeyh Hüseyin hastalıktan kurtuldu. Bir zaman sonra
Seyyid Abdullah, Yemen'in Terîm şehrinde iken buyurdu ki: "Bu sene Şeyh
Hüseyin vefât edecek." Buyurduğu gibi o sene Şeyh Hüseyin Mekke-i
mükerremede vefât etti.
Seyyid Abdullah, uzun boylu ve gür saçlı olup, güler
yüzlüydü. Kendisine eziyet ve sıkıntı verenlere af ve sevgi ile muâmele ederdi.
Sözü, sohbeti hoş idi. Bozuk ve kötü yolda bulunan bir kimse yanına geldiğinde
onun iyi yola girmesi için bütün gücü ile çalışırdı. Çok kerâmetleri görüldü.
Kerâmetlerini göstermekten çok çekinirdi. Bâzı talebeleri kerâmetleri hakkında
risâleler yazmışlardı. Bu durumdan haberi olunca onları çağırıp; "Yazdığınız
kâğıtları suya koyun. Yazıdan hiçbir eser kalmasın" buyurdu. Onlar da
hocalarının dediğini yaptılar, sonra talebelerine; "Böyle şeyleri
yazacağınıza dînî nasîhatler, îmân bilgileri, fıkıh bilgileri, fetvâ kitapları
ve bunlar gibi faydalı kitaplarla meşgul olmanız yazmanız daha uygun olur"
buyurdu.


