Müminleri zaferden zafere koşturan güç neydi?
27/11/2025 Perşembe Köşe yazarı S.A
Müslümanlar; sayıları yüz binleri bulan, tam
techizatlı, geçtikleri yeri sarsacak kadar güçlü İran, Bizans ve Mısır
ordularını mağlup etmiştir...
Tarihte Araplar, Müslüman olmadan önce, neredeyse dünyadan
tecrit edilmiş bir milletti. Çöl bir taraftan, yarımadayı üç yönden kuşatan
denizler bir taraftan, medeni dünyadan uzak kalmasına sebep teşkil ediyordu...
O derece bölünmüş, tembelleşmiş ve aşağı derecelere düşmüşlerdi ki, diğer
ülkelerle savaşacaklarını, komşu devletlere karşı zafer kazanacaklarını
rüyalarında dahi göremiyorlardı...
İran ve Bizans, o günün en büyük devletleri idi. Doğunun ve
Batının liderleriydiler. Bunlar Arap yarımadasını, bileziğin bileği sarması
gibi kuşatmışlardı. Fakat çöl olan, yer altı ve yer üstü zenginlikleri az olan
yarımada (o zaman petrol keşfedilmemişti) can ve mal kaybına değmezdi onlar
için. Onların, bu verimsiz çöle para harcamaya ve fakir olan Arapları beslemeye
ihtiyaçları yoktu...
İşte, böyle bir millet, kısa bir zaman sonra cihan tarihinde
müthiş bir vazifenin temsilcisi olacaktır... Bedevi Araplar, çöllerinden çıkmış
fetihler yapmakta, düşmanlarını dize getirip ezmektedirler... Bu sel; Arapların
merkezi olan Medine-i Münevvere'sinden, (Hicri 11) tarihinde (Mîladi 632)
fışkırmış, önüne çıkan her engele üstün gelmiş, dağları, ovaları basmıştır.
Sayıları yüz binleri bulan, tam techizatlı, geçtikleri yeri
sarsacak kadar güçlü İran, Bizans ve Mısır ordularını mağlup etmiştir... Yine
bu sel, eski medeniyetleri, kuvvetli devletleri, köklü saltanat kuran
milletleri silip süpürmüş ve onları tarihe gömmüştür. Önceden Araplar onların
gözünde küçük ve kıymetsiz görünürken imanla şereflenen Arapların gözünde diğer
milletler küçülmüştü. Onlara bu gücü Allahü teâlâ ihsan buyurmuştu.
Dünyanın en güçlü süper imparatorluklarını kendi memleketlerine
giderek perişan ettiler. Topluluklarını dağıttılar, tahtlarını yıktılar,
krallarının taçlarını çiğnediler, hazinelerini açtılar, çoluk çocuklarını esir
ettiler. Gurur ve kibir elbiselerini yama tutmayacak şekilde parçaladılar.
Güçlerini bir daha yerine gelmeyecek tarzda imha ettiler. Kisra, bir daha
yerine Kisra gelmemek üzere, Kayser de aynı şekilde helâk oldular...
Binlerce kilometre yol kateden bir orduda zaten hâl kalmaz,
hareket gücünü kaybeder. İklim değişikliği de hesaba katılırsa; Müslümanların
bin seneden fazla dünyada söz sahibi olan İran ordusunu yenebilmesi yüzde bir
değil, binde bir ihtimal ile de mümkün değildi.
Zafer kazanılması için bütün sebepler, İranlıların lehine, Müslümanların aleyhine idi. Fakat iman edenler etmeyenlere galip geldi... Eshab-ı kiramı zaferden zafere koşturan, işte bu iman gücü idi...


